bir kadın, anne, bir danssever, bir sinemasever, okur, pdr'ci, nero'nun kişisel bloğuna hoş geldiniz.
20 Haziran 2012 Çarşamba
Hayatta Yeni Bir Evre: Bebek
29 Mayıs 2012 Salı
çocuk yetiştirme
Alman anne Ulrike ile daha önce veli oryantasyon programında tanışmıştım ancak eşini ilk kez gördüm. Bu çiftle sohbet etmek özellikle istediğimiz bir şeydi. Nedeni ise çocukları. Daha önce okulumuzda yedi yıl okuyan Johannes ile ilgili gerek öğrenciler, gerekse öğretmenler tarafından öylesine övgü dolu sözler duymuştum ki. Diğer üç kızlarının da örnek öğrenciler olduğunu kendim gözlüyorum. Son çocukları 1. sınıftaki Daniel biraz farklı, zaten aile de öyle düşünüyor :) Biraz yaramaz kendileri.
Okuldaki bayrak törenleri öncesi, sırada kitap okuyan Rebecca, nöbetçiyken öğretmen gördüğünde ayağa kalkan nesli tükenmiş saygılı çocuklardan. Amy ise tenefüslerde kütüphanede vakit geçiriyor.
Evlerinde televizyon olmadığını daha önce duymuştum. Kendileri de belirtti. Çocuk eğitiminde sınır koymanın önemini vurguladılar. Şeker, çikolata, oyuncak konularında cimri davrandıklarını, kitap konusunda ise çok cömert olduklarını belirttiler. Kitapkurdu olmanın ailede çok yüceltildiğini, en büyük oğullarının da bu yönüyle kardeşlerine örnek olduğu söylediler.
Baba David, çocuklara fiziki ceza da verdiğini söyledi. Ufak silikonlarla popoya vurma cezası. Ama sanırım sadece Daniel yiyor artık. Baştan "şunu yaparsan ceza alırsın" diye uyardığını, yaptığı davranıştan sonra tek başına odaya alarak "ben seni ... konusunda uyarmış mıydım?... sen de yaptın mı?" diyerek neden ceza aldığını anlattığını ve uyguladığını anlattı. "Aaa ben şiddete karşıyım. Çocuğuma asla vurmam." diyen modern görünümlü bazı anne-babaların çocuklarına sarf ettiği bazı sözlerin şiddettin en kötüsü olduğunu düşündüğünü söyledi. Bunlar David' in ifadeleri.
6.sınıftaki Rebecca' ya facebook kullanıp kullanmadığını sorduğumda "hayır. çünkü daha erken benim için" gibi bir yanıt vermişti aylar önce. Oysa şimdi 4. sınıftaki öğrencilerin dahi hesapları var. David, kızının bu konuyu kendilerine danıştığını, kullanmaması gerektiği yönündeki cevaplarına 'şimdilik' uyduğunu söyledi.
Evlerinde 5-6 laptop varmış, sınırsız da internet. Ancak, ailenin verdiği şifreyle girebiliyorlar ve ziyaret ettikleri sayfaların dökümü haftalık olarak David tarafından görüntüleniyor. Yanlış ve istenmeyen bir siteye giren olduysa uygun biçimde uyarılıyor.
Bir de çocuklara verilen sorumluluklar var ki, Türk ailelerinin örnek alması çok gerekli bir konu. Baba, her on günde bir değişen bir tablo oluşturuyor. Görevler ve o görevi yerine getirecek çocuğun olduğu bir tablo bu. Örneğin Daniel tuvalet kağıtlarını takip edip bittiğinde yenisini takıyor, Esther sofra kurulurken yardım ediyor gibi. On gün sonra çocuğun görevi değişiyor, böylece herkes, her işi de yapmış oluyor. Nasıl ama? Bizim dördüncü sınıf çocuğuna bile annesi tarafından yemek yedirilen, özellikle erkek çocuklarının hiçbir işe dokunmadan büyütüldüğü ailelerimiz varken, bu sistem beni gerçekten etkiledi.
Bu keyifli sohbetten ben, çocuk yetiştirmek için gerçekten emek harcamak, ertelememek, tutarlı olmak gerektiğini bir kez daha anladım. Ebeveynlik zor iş gerçekten.
15 Mart 2012 Perşembe
BENİM 90'LARIM*
7 Şubat 2012 Salı
göğün güzel göğsüne koyduğum kolun bilekten kavranışı, "büyülü tuhaf sıcağı"nda uykuya dalmak, dışarıda beyaz yığınlar yükselirken. ne güzel! ne keyifli!
8 Ocak 2012 Pazar
devr-i sene
sonraki günlerde zeki demirkubuz konulu e-postayla başlayan yazışma trafiği çok işlekti,çok keyifliydi. tatlı tatlı cümleler düştü de düştü bilgisayar ekranından gözüme, gönlüme.
hikâye uzun, anlatması zevkli. ama kestirmeden varıyorum: siyah tişört ve kotun(hem de ne kot!)öyle yakıştığı, öyle güzel gülümseyen(kahkahası da ayrı meşhurdur hani),güldüren, lezzet avcısı, ılık rakıcı,herkesi, herşeyi düşünmekten saç kalmamış güzel kafalı adam şimdi en yakınımda, yanıbaşımda. Küçük Fil'deki gibi sıcak ve güzel konuşuyor hala karşımda. 2010 yılına bana bu armağanı verdiği için tekrar teşekkür ediyorum.
hey Gök,haftaya Küçük Fil? ;)
29 Kasım 2011 Salı
İkinci kez teyze oldum. Hayatımıza Barış Ekin katıldı. Uçurtmanın kucağında artık onu göreceğiz.
Günler genelde Bostancı-Küçükyalı arası mesafeyi yürüyerek katetmekle,okulda Çağatay'la; akşamları televizyon, film ve bilgisayar ile geçiyor. Malum kış akşamları. Sağolsun kocam kâh perdenin kâh kapının arkasından çıkarak, arkadan sessizce gelerek ve başka yaratıcı yöntemlerle beni korkutarak ev hayatımızı renklendiriyor. O gülmekten, ben sinirden katılarak şenleniyoruz.
Yalova'ya nerdeyse bir ay aradan sonra bu hafta sonu gideceğiz. Çok özledik. Şimdilik bu kadar.
10 Ekim 2011 Pazartesi
kız arkadaşlar
geçen hafta gelen soğuk algınlığı ve grip dalgası her zamanki gibi duygulanım rüzgârını da getirdi başımda estirdi mi. okul tatil, hava güzel mi. gönül gezmek dolaşmak, para harcamak ister fakat asıl zevki verecek olan kız arkadaşı aramaz mı.
can ciğer Nar, yanındaki güzel melek,Ankara Özlem'i, derken katmerlendi özlem ve yalnızlık duyumsaması. uzak olmak ve telefonla bağlanmak canımı sıktı fena halde. gözlüğün arkasından döktüm bir kaç damla yollarda. içim ezildi. vs.
ruhsal gölgem Beste,vefalı Esuş, kara üzüm gözlü Özge, dingin Azize,sevgili güzel kız arkadaşlarım, hepinizi çok özlüyorum ve yakınımda yamacımda olmanızı deli gibi istiyorum. yerinizde rahat, huzurlu ve mutlu olun ama n'olur isteyince bir çay içebilsek, hazırladığımız yemeği birlikte yiyebilsek, alış veriş yaparken dertleşsek be!
fizÎken uzak ya da yakın, iyi ki varsınız. sizi seviyorum. ama yine de yakınlaşın ya! şş İstanbul'a gelen yok mu??
5 Eylül 2011 Pazartesi
yeni hayat
Yeni adresim Menekşe Sokak'dan yazılarıma devam ediyorum sevgili sınırlı sayıdaki okurlarım :) Uzun bir aradan sonra merhaba.
Görüşmeyeli hayatımızda şunlar oldu: 16 temmuz günü, evlendirme memuru Hasan Bey'in siyasi nedenlerle müzik çalınmadığını söylediği Yalova Belediyesi'nin sıcak nikah salonunda Gök'le birbirimizi karı-kocalığa kabul ettik. Evlenme Cüzdanı denen defteri fotoğrafçının ısrarına karşın sallamadan, havaya falan kaldırmadan efendice damatlık cebine yerleştirdik. Marinada kalabalık bir grupla yemeğimizi yedikten sonra hikayemizin başladığı yer olan Sindoman'da dostlarımızla içkimizi içip dans edip eğlendik. Bundan böyle beni gören Gök'ü, onu gören beni "nerde" diye sorabilecek, her yerde rahatça birlikte dolaşabilecektik.
Bozburun ve Datça'nın, Bozcaada'nın güzel denizlerinde yüzdük,şımardık, deniz canlılarını tanımaya ve biraz da taciz etmeye devam ettik.
Akşam yemekleri, sahilde yürüyüşler, arkadaş buluşmaları, misafir kabulleri, aile ziyaretleri, ev düzenini oluşturmak gibi birlikte yaşam etkinliklerini bizzat yerine getirdik, ilk bayramımızı da aradan çıkardık. Birlikte en uzun tatilimizi de yapmış olduk başarıyla.
Altı pişmeyen ve tepsiden kalkmayan börekler yaptım, kilolarca domates doğradım, bahçede çalıştım, onlarca koli boşalttım. Çerkes kadını neymiş gösterdim kocama :) Evdeki dolapları giysi ve mutfak eşyalarıyla doldurdum, kocam buna bozuldu.
Yeni okuluma da bugün başladım. Her okulun birbirine ne kadar benzediğini bir kez daha gördüm.
Epeyce bir değişiklik yaşamış olmama karşın, oldukça sakin ve rahat davranıyorum. Sanki bunca yeniliği yaşayan ben değilmişim gibi. Demek ki hep hazır olduğum şeylerdi ve işler yolunda diye yorumluyorum. Şükürler olsun.
Yenilenen hayatımda, adresimde, güzel adamımla güzel zamanlar geçirmek, sahip olduklarımızın değerini bilerek huzurla yaşamak dileğiyle.
8 Haziran 2011 Çarşamba
halka
31 Aralık 2009 gecesi tanıştığım güzel adamımla, kısa bir süre sonra başlayan buluşmalarımız bu günlere kadar sürdü. Birlikte çok güzel günler yaşadık, bolca güldük karşılıklı gamzelerimizle, yedik içtik, gezdik tozduk, konuştuk paylaştık, anlattık anlaştık...
Her şey öyle güzeldi ki bu süre zarfında, bazen ayrı geçen günler zul geldi. Özledik. Kavuştuk, huzur bulduk. Sevmenin ve sevilmenin, karşılıklı güvenmenin güzelliğine teslim ettik kendimizi.
Birlikte geçirmek istediğimize karar verdik yaşamımızı bundan böyle. Bu kararın ardından izlenecek prosedürler biraz yorucu ve gerginlik verici olsa da kaçınılmazdı, kaçmadık nitekim :)
9 Mayıs 2011 Pazartesi
Yinelenen Yenilikler
Tanımazlıktan gelip geçen eski öğrenci, her sabah günaydın diyen bir başka eski öğrenci, şalını bir ucundan dudaklarının arasına alan teyze (bazı kadınlar eşarpla da bunu yapıyor ve ben nedenini kesinlikle bulamadım), top sakallı göbekli bey, Denizcilik Lisesi öğrencileri… bu insanlarda bir değişiklik varsa dikkatini çeker. “Hımm, saçlarını kestirmiş” dersin örneğin.
Ücretsiz deneme süresi olan masaj yatağı sırasının yoğunluğunu kontrol edersin, karda kışta torbalarını sıraya sokup bekleyen insanların dertlerine derman bulmalarını dileyerek.
Trafik lambalarında ne kadar bekleyeceğini tahmin etmek, yeşil yanmakta iken adımını attığında yaya geçidinin ortasında kırmızıya dönüp dönmeyeceğini (ayarı yanlış) kestirmek de mümkün olur bir süre sonra. Arada bir araçlara on saniye kırmızı yanan ve sönen (yeşile dönmeyen) ışıklarda yabancı plakalı araçların durup yeşil ışık bekleyeceğini, arkasında oluşan konvoya, çalınan kornalara rağmen gitmeyeceğini bilip izlersin bunu ve gülümsersin.
Terzinin mankenlere yeni giysiler giydirip giydirmediğine bakarsın. Simit ve poğaça fırınından sokağa yayılan kokular her sabah aynı güzelliktedir. Yaklaşırken başlarsın koklamaya. Bazen kokunun cazibesine dayanamaz, yağlı mağlı dinlemez alırsın, sıcak sıcak yersin.
Çok sevdiğin, altından geçerken çiçeklerini koklayarak mutlu olduğun ağacın kesilmesine sebep olan binaya sinir olursun. İnşaatın ilerleyişine, her gün yapılan yeniliklere hâkimsindir. Camları takılmış, önüne taş döşenmiş, iki daireye yerleşilmiş vb.
Bahçeye girişte solda kalan koca çınarın tek bir kuru yaprağının onca fırtınaya, yağmura karşın düşmemesine hayret edersin önce. Sonra da yaprağı takibe alırsın. Her sabah başını kaldırıp bakar, incecik bir bağ ile ağaca bu ısrarlı tutunuşunu takdir eder, selam verirsin yaprağa.
Sıkıcı gibi görünse de her gün aynı yerlerden aynı insanlardan geçerek bir yere ulaşmak; zevkli tarafları vardır velhasıl. Ya da zevkli kılmak için bulduklarımdır bunlar, bilemedim orasını. 16.03.2011
25 Nisan 2011 Pazartesi
Yeniden Yayındayız
Umarım bir daha mahkeme kararıyla kapatılmadan güzel güzel devam ederiz efenim. Tekrar merhaba demekle yetinelim şimdilik.
27 Şubat 2011 Pazar
acemi tangocu
Fakat her şeye rağmen çok keyifli ve güzel bir süreç. Hele ki Galip Hocam'ın "evet! işte bu!" "şimdi dans ediyoruz" gibi sözlerini duyduğumda, iyi olduğum zamanlar onun aldığı keyfi gördüğümde tüm sızılar geçiyor.
Yalnız tango ne ince, ne zor dansmış arkadaş! Ufacık bir ayrıntı öyle önemli ki; onu atlarsan her şey berbat olabiliyor. Ya da incecik bir detayı kavradığında ancak olayı kıvırabiliyorsun.
Günlerdir tango videoları izliyor, evde ayna karşısında çalışmaları sürdürüyor, dans ayakkabılarıyla takır tukur geziniyorum. Tangoyla yatıp tangoyla gözümü açıyorum. Umarım haftaya pazar akşamı güzel bir gösteri ile çalışmaların sonucunu alırız.
Sabrı ve yoğun emeği için Galip Hoca'ya, ayakkabı ve moral destek için sevgili Gök'e, evde bir dans delisine katlandığı için Miacığım'a, heyecanımı her yönüyle paylaştığı için cancağızım Nar'a teşekkürü borç bilirim.
28 Ocak 2011 Cuma
Çeteye Davet
Evet sadede gelecek olursam (ki geleyim diyorum artık), keşfettiğim yeni sitede çok keyifli yazılar var. Zaten bir kısmı tanıdık ve sevildik (böyle bi kelime yok galiba ama şu an çok uygun geldi bana) olan yazarlar bir çete kurmuşlar. Haydi bir göz atın: http://www.afilifilintalar.com/ Sevgili kız arkadaşlarım Aslı Tohumcu'yu gözden kaçırmayın lütfen ;)
Sevdiğiniz yazıları da yorum olarak bırakırsanız bal kaymak olur :)
25 Ocak 2011 Salı
KAÇ SANTİM?
23 Aralık 2010 Perşembe
kaza
Öğleden sonra bu defa sağdan vuran baş ağrısı, okuduğum bir haberle şiddetini arttırdı: Daha geçen hafta dans pistinde salınan güzel, gencecik bir kız ve erkek arkadaşı feci şekilde can vermiş. Motosiklet kazası! Herşey berbat, anlamsız, bomboş geliverdi işte o andan sonra.
Mini kot eteği, şık botları ve düzgün fiziği ile gözümün önünde akşamdan beri Fatma. Adını ölüm haberiyle öğrenmek ne tuhaf. Genç ölümler ne acı Tanrım!
Oysa yarın gece yine dans edecekti maskeli Latin balosunda. Belki maske de almıştı kendisine gezmeye gidip dönemedikleri Bursa'dan. Öğrencilerine yazılılarını açıklayacaktı önümüzdeki günlerde muhtemelen. Üç aylık öğretmenimin, üç yıl sonrası için ne planları vardı kim bilir. Daha tango da öğrenecekti belki, ya da bir kitap yazacaktı, İtalyanca öğrenecekti, araba alacaktı...
Ne diyeyim bilmem ki. Hatrımda hep mini kot eteğinle kalacaksın güzel kız. Nur içinde yatasın.
19 Aralık 2010 Pazar
kar topu
En son alt geçide doğru hızla koşarken arkamı döndüm baktım vazgeçmişlerdi nihayet. Merdivenlerden inerken elimi montun cebine attım ki cep telefonum yok. Önce sakindim. Sürekli koyduğumu sandığımdan farklı yerden çıkar çünkü. Cepler tek tek, çanta gözleri dikkatle ve her yer ikinci kez arandı fakat yok! Kartopu macerasının beni otobüsün kalkmasına kısa süre kala can sıkıcı bir kayba uğrattığını düşünerek hızla geri dönüp az önce koştuğum kaldırımda yerleri, karşıya geçtiğim noktayı tespit etmeye çalışarak aradım. Telefon yok ve benim aklımdan bin düşünce geçiyor: Şimdi içinde bir dolu özel mesaj, telefon numaraları, yola çıkıyorum kimse bana ulaşamayacak, ben kimseye ulaşamayacağım. Hattı iptal etmek için yapılması gerekenler vs. vs. Of! Kahrolası! Sırası mıydı şimdi? Sonra bir apartmanın bahçesinde az önceki oyun arkadaşlarımı gördüm karları yuvarlarken. "Çocuklar, ben telefonumu kaybettim gördünüz mü?" Görmediklerini söylediler ama hemen "arayalım!" dediler. Ne tatlı şu çocuklar. "Çok sevinirim, çünkü otobüse geç kalıcam" dedim ve başladık birlikte yerlere bakmaya. İki dakika geçmeden biri "buldum!" diyerek eğildiği yerden, bir arabayla kaldırımın arasında karların üstünden aldı, getirdi. Ne sevinç! Ne tatlı bir duygu. Öptüm kızarmış yanağından, teşekkür ettim, "kar topu savaşında mahvettiniz ama çok da sevindirdiniz beni" diyerek, çocuklar gibi şen ve heyecanlı ayrıldım başkentten.
bir hastane deneyimi sonrası
hayatında belli ki ilk kez giydiği cırt cırtlı spor ayakkabılarıyla yeniden ayakta durabilmek için ter döken hacı dedeler, ayağını iki santimetrelik engelin üstünden atmaya çalışanlar, konuşmayı öğrettiği çocuğundan şimdi konuşabilmek için destek alanlar, otuzundan sonra tekrar annesinin kollarının yardımıyla kalkıp oturan genç adamlar, ayaklarını kıpırdatamadan yattığı yataktan kocasının ne yaptığını öğrenmeye çalışanlar ve daha bir yığın değişik öykü, durum, hazin kesitler...
kadın hastalara da kadınlar bakıyor, refakat ediyor, erkek hastaların yüzde doksanına da. ah kadınlar. hayatın yükü, sancıları hep omuzlarında gezen gizli, sessiz kahramanlar.
canımız durduk yere sıkılınca, kaba tabirle 'rahat battığında' gidip hastanelerde biraz zaman geçirelim, insanları dinleyelim diyorum. dışarıya çıkınca her şey çok daha kıymetli olacaktır, farkında bile olmadan attığımız adımların ne büyük bir özgürlük olduğunu fark ettirecektir.
6 Aralık 2010 Pazartesi
Hakkari'de Bir Mevsim
Bu kadar zor ve çetin koşullarda olmasa da yaşadığım halde, insan rahatlığa ve güzel yerlere kolayca alışıp çabucak unutabiliyor o yerleri, o yaşamları görüyorum ki. Unutmak demeyelim de az anımsamak diyelim, anımsayınca da hafifletilmiş dozda yaşamak diye tarif edelim.
Genco Erkal'ın canlandırdığı öğretmenin edebi gücü de yüksektir ve yazdıklarını iç sesi olarak duyarız filmde sıkça. Öyle güzel, öyle dokunaklı ki o konuşmalar. Hele de öğrencilerine hitaben yaptığı "yavrularım" diye başlayan konuşma! Şurdan izleyebilirsiniz:
http://www.dailymotion.com/video/xa7e0w_hakkari-de-bir-mevsim-butun-oyretti_shortfilms
Filmi her öğretmen izlemeli. Her fırsatta öğretmenlerin rahatlığından dem vurup duranlar da izlemeli hatta.
Bu dezavantajlı coğrafyalarda yaşayan tüm insanlara ama en çok kadınlara, öğretmen ve varsa hemşire/doktor/ebe gibi diğer çalışanlara Tanrı'dan sabır ve dayanıklılık diliyorum.
24 Kasım 2010 Çarşamba
Öğretmenlik
Akkuyu köyü; kara gözlü öğrencilerim, bahçede koro halinde "yine yeşillendi fındık dalları, acep ne olacak yarim halleri...", muhtar ve ailesi, pamuk tarlasına bakan köy okulu, at arabası, çamur, yalnızlık...
Batı Ayrancı; bahçede öğle yemekleri, mavi gözlü cin gibi Ali Kemal'im, cuma günleri okulu yıkayan öğretmenler, her gün güzelim güllerle eve dönüşler...
Kumlu; güzel arkadaşlıklar, uzun etekler, voleybol ve masa tenisiyle hareketlenen günler, kalem tutmayı, okumayı yazmayı tamamen benden öğrenen, sonra bana mektuplar notlar yazan bücürler, ev sahibi Ayşe Teyze, ineği Boncuk ve pencere altındaki serenatları...
Ankara; türlü okullarda kısa süreli gezinmeler, yeni deneyimler, çoğalan yüzler, her yerden baki kalan bir iki güzel dost...
Yalova; yeniden başlamak, güçlü ortaklık, bembeyaz tenli, renkli gözlü çocuklar, iyi arkadaşlar, öğretmenlik ve öğrenciliğin bir arada yürümesi...
Geçen uzun yılları düşününce ilk aklıma gelenler bunlar.
Tek isteğim benim hayatımda iz bırakan çok değerli bazı öğretmenlerim gibi birilerinin hayatında ufak da olsa bir dokunuş bırakabilmek, yıllar sonra anımsanacak ve anılacak. Umarım...
19 Ekim 2010 Salı
Sıradan Bir Gün
Oğlunun derslerinin ve davranışlarının iyi olduğunu belirten ancak inanılmaz düzensizliğinden ve çok az ders çalışmasından yakınan bir veli ile görüştüm, ardından öğrenciyle. Çok akıllı ve güzel bir çocuktu.
Öğleye doğru iki yıl önce mezun olan bir öğrencimizin annesi uğradı. O da oğluyla ilgili ayaküstü bilgi verdi, sohbet etti. Sonra bir büyük paket gofret bırakarak, güzel dileklerde bulunarak gitti sağ olsun. Bir ara müzik öğretmenimiz uğradı. Diyafram çalıştırmayı öğret diye başladım yine. Duvara yaslanıp nefes egzersizi yaptık biraz, iki erkek arkadaşın şaşkın ve komik bakışlarına rağmen. İşte bunlar keyifliydi. Günün "iyi hissedilen an"ları.
Yollarda beş adet mavi kapak bulup cebime koydum.
Akşama ev yapımı haşhaşlı çörekler ve bir güz akşamı için nefis havada yürüyüş, can dostla sohbet. İşte bugün bunları yaptım. Saygılar sevgili okur :)