Yollara düşmek, giysilerinle dolu bir valiz, düşünce, kaygı, sorular, sorgulamalarla dolu bir zihni taşıyarak otobüs camından akıp gidenlere bakıyormuş gibi kendi akışında ilerlemek zamanı şimdi.
Kentten kente değişen iklimin kendi ruhundaki havaya yansımasını duyumsamaya çalışacaksın. Geçişler yumuşak mı, sert mi? Kuru ayaz mı daha katlanılır, nemli poyraz mı? Şimdi sınamak zamanı teni..
bir kadın, anne, bir danssever, bir sinemasever, okur, pdr'ci, nero'nun kişisel bloğuna hoş geldiniz.
İÇerden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İÇerden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Ocak 2009 Pazar
24 Eylül 2008 Çarşamba
BA-BA
İlkokulda bir milli bayram töreninde "baban mı, deden mi?" diye soran arkadaşıma kaçamak cevap verirken farketmiştim sanırım babamın ilerlemiş yaşını. Ve bu farkındalık yüzünden olmalı yıllarca uyurken onu izlememe, soluk alıp almadığını kontrol etmeme neden olan kaygılar.
Okey oynarken arkadaşlarının kelliğine dair şakaları ne can sıkıcı gelirdi bana. Ne kadar içerlerdim sevgili "babişkom" a yöneltilen sözlere çocuk aklımla.
Küçük bir kız çocuğuydum işte sokaktan at arabasıyla tuz satarak geçen amcayı babasına benzetip "keşke bir kez öpsem" diyecek kadar onu özleyen yokluğundaki yıllarda... Arkadaşımı, tabureye çıkan babası için "düşerse sen de benim gibi babasız kalırsın" diye uyaran... Büyüdükçe çoğalan bir sevgiydi.. Anneme göre "leş gibi sigara kokan" ceketini sırtından çıkartıp, asmadan önce içime çekerek koklamak benim için haz içeren bir ritüel gibiydi ilk gençlik yıllarımda.
Hangi zamanda onu yitirmenin daha hafif olacağını düşünürdüm bazen. 18 yaş? Hayır hayır, çok erken. Üniversitede okurken de hayatta olmalı babam, mezun olduğumda da... Hatta evlenirken... Çocuğumun dedesi de olmalı ama! Yani hiç bir zaman dilimi diğerinden daha kabul edilebilir değil! Değildi. Olmadı.
Ağlamak istediğim zamanlarda hep bunları düşünürdüm. Babasız kalma düşüncesi aklıma geldiği an boşanırdı yaşlar gözümden. Yüzüm kıpkırmızı olana dek ağlardım. Ve ne çok korkardım Tanrım...
Sanırdım ki bir daha asla içten gülemem, haftalarca yemek inmez boğazımdan, ağzımı bıçak açmaz... Bunlar da olmadı. Hayretle ve kendime duyduğum öfkeyle zaman zaman, hepsini de yaptım.
Ne zaman incinsem, ne zaman sığınma isteği duysam ilk aklıma gelensin babam. Sanki sen olsan hiç biri olmazmış, herşey daha kolay olurmuş gibi. Ardarda tekrarlanan bu heceyi on koca yıldır söyleyememek ağız dolusu, duyarken içinde bir yerlerin sızım sızım sızlaması ne demektir bilen bilir. Yaşayan bilir. Bazen yaşamadan da tahmin edilir demek ki Cemal Süreya gibi:
SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Şöylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
Okey oynarken arkadaşlarının kelliğine dair şakaları ne can sıkıcı gelirdi bana. Ne kadar içerlerdim sevgili "babişkom" a yöneltilen sözlere çocuk aklımla.
Küçük bir kız çocuğuydum işte sokaktan at arabasıyla tuz satarak geçen amcayı babasına benzetip "keşke bir kez öpsem" diyecek kadar onu özleyen yokluğundaki yıllarda... Arkadaşımı, tabureye çıkan babası için "düşerse sen de benim gibi babasız kalırsın" diye uyaran... Büyüdükçe çoğalan bir sevgiydi.. Anneme göre "leş gibi sigara kokan" ceketini sırtından çıkartıp, asmadan önce içime çekerek koklamak benim için haz içeren bir ritüel gibiydi ilk gençlik yıllarımda.
Hangi zamanda onu yitirmenin daha hafif olacağını düşünürdüm bazen. 18 yaş? Hayır hayır, çok erken. Üniversitede okurken de hayatta olmalı babam, mezun olduğumda da... Hatta evlenirken... Çocuğumun dedesi de olmalı ama! Yani hiç bir zaman dilimi diğerinden daha kabul edilebilir değil! Değildi. Olmadı.
Ağlamak istediğim zamanlarda hep bunları düşünürdüm. Babasız kalma düşüncesi aklıma geldiği an boşanırdı yaşlar gözümden. Yüzüm kıpkırmızı olana dek ağlardım. Ve ne çok korkardım Tanrım...
Sanırdım ki bir daha asla içten gülemem, haftalarca yemek inmez boğazımdan, ağzımı bıçak açmaz... Bunlar da olmadı. Hayretle ve kendime duyduğum öfkeyle zaman zaman, hepsini de yaptım.
Ne zaman incinsem, ne zaman sığınma isteği duysam ilk aklıma gelensin babam. Sanki sen olsan hiç biri olmazmış, herşey daha kolay olurmuş gibi. Ardarda tekrarlanan bu heceyi on koca yıldır söyleyememek ağız dolusu, duyarken içinde bir yerlerin sızım sızım sızlaması ne demektir bilen bilir. Yaşayan bilir. Bazen yaşamadan da tahmin edilir demek ki Cemal Süreya gibi:
SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Şöylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
23 Temmuz 2008 Çarşamba
Küçük Mutluluklar(ım)
1.Asansörün katta bulunması,
2.Şehirlerarası otobüslerde çanta askısı bulunan yere denk gelmek,
3.Elde poşetlerle gelip, apartman giriş kapısını açık bulmak,
4.Toplu taşıma araçlarında yer bulmak/ dikildiğim yerden birinin kalkması ile oturabilme şansına kavuşmak,
5.İzlemek istediğim bir filmin tv de karşıma çıkması,
6.(Ortaokul,lise ve üniversite yıllarında) eve gelip kimse olmadığını görmek, (Bu, şimdi bakınca öyle görünen oysa küçükten daha bir mutluluktu aslında..)
7.Tam aklından birini geçirirken onun tarafından aranmak,
8.Sabahları okulun alternatif giriş kapısının açık olması.
2.Şehirlerarası otobüslerde çanta askısı bulunan yere denk gelmek,
3.Elde poşetlerle gelip, apartman giriş kapısını açık bulmak,
4.Toplu taşıma araçlarında yer bulmak/ dikildiğim yerden birinin kalkması ile oturabilme şansına kavuşmak,
5.İzlemek istediğim bir filmin tv de karşıma çıkması,
6.(Ortaokul,lise ve üniversite yıllarında) eve gelip kimse olmadığını görmek, (Bu, şimdi bakınca öyle görünen oysa küçükten daha bir mutluluktu aslında..)
7.Tam aklından birini geçirirken onun tarafından aranmak,
8.Sabahları okulun alternatif giriş kapısının açık olması.
19 Haziran 2008 Perşembe
BİTİR-EME-MEK
Başlaması kolay, bit(ir)mesi zor şeyler var. Başlangıcı heyecanla insanı saran... sevinç ve umutla yüklü bir uçan balonu havaya bırakmak gibi. Sonra oyunun en kızıştığı yerde topun dikenli tellere takılıp patlaması ile kızarmış yanakları, hızla atan kalpleri ile oyuna doyamadan veda eden çocuklar kalır ortada.
1 Haziran 2008 Pazar
TUHAFLIKLAR (güncellenen yazı)
Kendimle ilgili bazı tuhaf huy/alışkanlık/tutumları fark ediyorum bu ara. Örnekler aşağıda:
1.Yalnız yürüyüş yaparken istediğim yerden ani bir "U" çekerek dönmekten imtina ettiğimi... Sanki etraftakiler belli bir yere gitmediğimi, öylesine yürüdüğümü anlayacaklar ve bu da utanılacak bir şeymiş gibi... Hatta bazen beden diliyle şöyle mesajlardan yararlanıyorum döneceğim zaman; sanki ilerde birine filan bakıyorum da "haa yokmuş döneyim ben burdan bari" diyorum, gibi. Ama o gün nerden niye döndüğümün kimseyi ilginlendirmeyeceğine (ki zaten kimsenin umurunda olmadığına eminim) karar verip keskin bir dönüş yaptım. Hoşuma da gitti ne yalan söyleyeyim:)
2.Eğer biraz özenerek giyindiğim, kendimi şık,alımlı vb. bulduğum bir gün, yolda giderken yaşlı bir amca, gariban görünümlü bir hemcinsim gibi birileri tarafından süzülürsem kendimi kötü7biraz suçlu hissettiğimi...
3.Benden onlarca yıl yaşlı insanlar arabamı yıkarken içinde oturuyor olmaktan(araca sahip olmaktan) nerdeyse özür dileyecek bir mahcubiyet duyduğumu...
4.İltifat kabul ederken zorlandığımı ve saçmalaya (da)bildiğimi... İşte yaşanmış örnekler: X:Eteğin çok güzelmiş Ben: Aslında eskidi ama ben de seviyorum, vazgeçemiyorum. X: Saçlarının dalgası çok hoş Ben: Eskiden dümdüzdü biliyor musun? Sonradan dalgalandı. Bazen güzel oluyo bazen çok kötü duruyo.
5.Bir de dışarıdan gelirken eve nerdeyse beşyüz metreden fazla mesafe kala anahtar aramaya başlıyorum ve gelene kadar anahtarı elimde tutuyorum. Bu beş saniye ila beş dakika arasında değişen çanta kurcalama esnasında, her defasında anahtarı bir yerde unutmuş veya kaybetmiş olabileceğim endişesini yoğun biçimde yaşıyorum.
6.Önceden hazırlama durumu ekmek, gazete vb. küçük alışverişlerin parası için de geçerli. Markete ya da büfeye yürürken o cüzdan çıkarılır, bozuklar hazırlanır. Neymiş? Girip alacağımı aldıktan sonra hoop hemen parasını takdim edeceğim. Sanki yolda yürürken çanta cüzdan karıştırmaktan daha zor, durduğun yerde çıkarıp parayı vermek. Cinslik mi? Evet öyle işte .. :)
7. Şimdi efendim... örneğin ortamda iki kişi konuşuyor birbiriyle ve bendeniz de dinleyici durumundayım. A kişisi B kişisine birşey söylüyor fakat B kişisi yanlış anlıyor ve anladığı şekilde yanıtlıyor karşı tarafı-ki genelde olumsuzluk içeren durumlardır bunlar-. Burada ben hemen kendimi A kişisini korumak/kollamak/... ya da adı belli olmayan bir amaç içersinde bulup başlıyorum B kişisine yanlış anladığını anlatmaya. "sana ne" denilmesine çok uygun elbette yaptığım. Doğru, bana ne? Bazen ben de düşünüyorum. "Eğer ihtiyaç duyuyorsa kendi açıklar Nermin, karışmasana" diye kızıyorum kendime ammavelâkin bir dahaki sefere bakıyorum yine aynı tepkimede bulunmaktayım. Bu da böyle.
1.Yalnız yürüyüş yaparken istediğim yerden ani bir "U" çekerek dönmekten imtina ettiğimi... Sanki etraftakiler belli bir yere gitmediğimi, öylesine yürüdüğümü anlayacaklar ve bu da utanılacak bir şeymiş gibi... Hatta bazen beden diliyle şöyle mesajlardan yararlanıyorum döneceğim zaman; sanki ilerde birine filan bakıyorum da "haa yokmuş döneyim ben burdan bari" diyorum, gibi. Ama o gün nerden niye döndüğümün kimseyi ilginlendirmeyeceğine (ki zaten kimsenin umurunda olmadığına eminim) karar verip keskin bir dönüş yaptım. Hoşuma da gitti ne yalan söyleyeyim:)
2.Eğer biraz özenerek giyindiğim, kendimi şık,alımlı vb. bulduğum bir gün, yolda giderken yaşlı bir amca, gariban görünümlü bir hemcinsim gibi birileri tarafından süzülürsem kendimi kötü7biraz suçlu hissettiğimi...
3.Benden onlarca yıl yaşlı insanlar arabamı yıkarken içinde oturuyor olmaktan(araca sahip olmaktan) nerdeyse özür dileyecek bir mahcubiyet duyduğumu...
4.İltifat kabul ederken zorlandığımı ve saçmalaya (da)bildiğimi... İşte yaşanmış örnekler: X:Eteğin çok güzelmiş Ben: Aslında eskidi ama ben de seviyorum, vazgeçemiyorum. X: Saçlarının dalgası çok hoş Ben: Eskiden dümdüzdü biliyor musun? Sonradan dalgalandı. Bazen güzel oluyo bazen çok kötü duruyo.
5.Bir de dışarıdan gelirken eve nerdeyse beşyüz metreden fazla mesafe kala anahtar aramaya başlıyorum ve gelene kadar anahtarı elimde tutuyorum. Bu beş saniye ila beş dakika arasında değişen çanta kurcalama esnasında, her defasında anahtarı bir yerde unutmuş veya kaybetmiş olabileceğim endişesini yoğun biçimde yaşıyorum.
6.Önceden hazırlama durumu ekmek, gazete vb. küçük alışverişlerin parası için de geçerli. Markete ya da büfeye yürürken o cüzdan çıkarılır, bozuklar hazırlanır. Neymiş? Girip alacağımı aldıktan sonra hoop hemen parasını takdim edeceğim. Sanki yolda yürürken çanta cüzdan karıştırmaktan daha zor, durduğun yerde çıkarıp parayı vermek. Cinslik mi? Evet öyle işte .. :)
7. Şimdi efendim... örneğin ortamda iki kişi konuşuyor birbiriyle ve bendeniz de dinleyici durumundayım. A kişisi B kişisine birşey söylüyor fakat B kişisi yanlış anlıyor ve anladığı şekilde yanıtlıyor karşı tarafı-ki genelde olumsuzluk içeren durumlardır bunlar-. Burada ben hemen kendimi A kişisini korumak/kollamak/... ya da adı belli olmayan bir amaç içersinde bulup başlıyorum B kişisine yanlış anladığını anlatmaya. "sana ne" denilmesine çok uygun elbette yaptığım. Doğru, bana ne? Bazen ben de düşünüyorum. "Eğer ihtiyaç duyuyorsa kendi açıklar Nermin, karışmasana" diye kızıyorum kendime ammavelâkin bir dahaki sefere bakıyorum yine aynı tepkimede bulunmaktayım. Bu da böyle.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)