28 Nisan 2009 Salı

FETHİYE - KAŞ KAÇIŞI

Kısa kaçış planlarımızdan birini gerçekleştirdiğimiz dört gün ilâç gibi geldi. Zaman kısaysa da yollar pek uzundu. Ayaklarımızı nerelere koyacağımızı şaşırdık otobüste ama herşeye rağmen çok güzeldi seyahat.

Fethiye' ye yedi koca yıl önce bambaşka bir hâl içinde gitmiştim, aylardan kasımdı. O zaman göremediğim ve aklımda kalan Ölüdeniz nefisti. Bir mavi ve yeşil doygunluğu yaşattı bize. Bir de yamaç paraşütü yapsam cilâ olacaktı ama o da bir sonraki sefere kaldı.

video

Saklıkent' e iyi ki gitmişiz yoldan yılmış halimizle. Kanyonların bir doğa harikası olduğunu düşünürüm zaten. Sanırım ilk kez bir kanyon yürüyüşü yapma şansım oldu. Orada da bir ara rafting yapmak lazım.Aman ondan da eksik kalmayalım :) Dönüşümüz yine bir küçük maceracık niteliği kazandı son aracı kaçırmış olmamız nedeniyle. Sağolsun yurdumun insan canlısı, yardımsever esnafı sayesinde yoldan geri döndü minibüs bizi almak için. Yoksa artık geceye kadar esnaflarla bekler, perperişan bir durumda dönerdik herhalde onca yolu. Benim rahatlığıma kulak asmadığın için teşekkürler Miacık :)

Kaş... ne ruh sağaltıcı bir yer orası öyle. Küçüklüğü, sakinliği, tertemiz turkuaz ve yer yer lacivert denizi, yeşili, zeytin ağaçları, limon ağaçlarından ve renk renk çiçeklerden esen enfes kokularıyla büyüledi bizi.

On bir yıl üst üste her tatilinde Kaş' a gelen ve bize kendi ülkemizde mihmandarlık yapan Alman turist Joachim' i de büyülemiş olmalı yıllar önce. Kendi ülkemizde ilk kez gördüğümüz bu güzelim beldeyi bir yabancı turistten dinlemek biraz zorumuza gittiyse de, sağolsun pek keyiflendirdi bizi. Öğrendiği Türkçe kelimelerle kurduğu cümleler yetti zaten. "oha!, abla şimdi..(bize), sağol baba, sannanne, istemiyoum.. ama çok istemiyoum..." Bir süre dilimize pelesenk olacak gibi bunlar.




2000 yıl önce yapılmış, 4000 kişilik antik tiyatronun tepesinden ve sahildeki minderlerden yıldızları izlemek, Kaş Kamping' in şefinin nefis, şık kahvaltısını muhteşem manzaraya bakarak yemek, Echo Bar' ın balkonunda İngiliz grubunun nefis blues müziklerini dinlerken limana karşı bira yudumlamak, akşam yürüyüşümüzde bize eşlik eden kampın sevimli (Joachim' in Akdeniz Haski olarak nitelediği) köpeği Keş' in arkamızdan donup bakakalması... gezinin unutulmaz anlarından.



Molada Mia' nın her zamanki emin tavrıyla hareket etmemize 20 dakika olduğunu söyleyerek benim tuvalete gidişimi -neyseki kısa bir süre- ertelememe, sonra da 'anons üzerine otobüse son yetişen insan' olmama sebebiyet vermesi, benim dönüşte onu haşlama faslım, otobüste ikram yapılırkenki yüzsüzlüğümüz ve akabinde gülme krizine girişimiz, odada lahmacun gibi gülümseten kareler de var belleğimizde.

Yer önerisiyle bu keyifli konaklamaya katkıda bulunan ortaokul arkadaşım Mehmet' e, güzel zaman geçirmemizi sağlayan, muhabbet insanı, bizden daha yerli turist Joachim' e, çantalarımızı motoruyla terminale bırakan resepsiyonist Sedat' a, tertemiz kalpli, sevimli insan Levent Abi' ye, bizi gece yarısı terminalden almaya gelen cefakâr dostumuza minnet duygularımızı belirterek yazıyı bitirmeye çalışırken son olarak diyorum ki: Şansınız varsa lütfen gidiniz, geziniz, paylaşınız.


1 yorum:

  1. KUZUM benim ne güzel anlatmışsın kısacık tatilimizi en küçük detaylarına kadar mola yerindeki yanlış bilgilendirmem gibi mesela :):) tatil dönüşünün en eğlenceli kısmıydı bence seni otobüse en son binen insan halinde bırakmam.merak etme bende senden hemen önce binmiştim sensiz yola devam ettirirmiydim hiç.KEŞ'in o bakışını bende unutamam neydi o öle "hoop nereye gidiyonuz kampa ordan gidilmiyorki bakışı,bak hala gidiyorlar ya inanamıyorum der gibiydi.seninle yaşanan üç günlük kısa tatil ilaç gibi geldi ruhuma.UNUTULMAZ ANLAR HAZİNEMDE SAKLI."İYİKİ VARSIN CANIM ARKADAŞIM.yoksa nerde böyle eğlenceli tatil.seni kardeşİ gibi seven MİA:):)

    YanıtlaSil